18 Ocak 2009 Pazar

Yelkenli tekne

Bahriye mektebinde iken mecburi olduğu için bir spor branşında yer almak zorundaydık. Bende yelken takımını seçmiştim. İlk yıl tekne sayısı az olduğu için herhangi bir tekne alamadım ama ikinci yıl bir “Finn” sınıfı üçüncü yılda ise “Star” sınıfı teknem oldu.
Rüzgâr olmadan yelkenli tekne hareket etmez. Fakat bu basit gerçeği anlamam için bir buçuk yıl geçmesi gerekti. Zira bir arkadaşıma kendisini teknemle Heybeliada’nın güneyindeki “Çam Limanı” götüreceğime söz vermiştim. Nitekim götürdüm. Fakat güneyde rüzgar olmadığı için tekne ile beraber kalakalmıştık.
Centreboat adı verilen bu teknelerde kürek falan bulunmaz. Tek hareket gücü yelkendir. Eğer rüzgâr olmazsa yelkende sadece bir bez parçasından ibaret kalır ve hiçbir işe yaramaz.
Balıkçılardan yardım istediysek de sesimizi duyuramadık. Bereket okulun limanında görevli askerler bir teknenin dönmediğini haber verdiler ve bizde yardıma gelen işkampavye (bahriyede kullanılan motorlu tekne) sayesinde okula dönebildik. Gerçi işkampavye bizi sadece birkaç yüz metre çekmişti ve rüzgârı alır almaz teknemiz hareket etmeye başladı ve yolun çoğunu teknemizin yelkeni ile kat edebildik.
Sonunda okula geri gelmiştik lakin hava kararmıştı ve yemek saati de geçmişti. Askerî okuldaki disiplin kuralları gereğince geç döndüğümüz için ceza almamız söz konusu olabilirdi. Rüzgârın azizliğini anlatıp paçayı kurtarmayı başarmıştık.
İnsanlar rüzgâr olmadan teknenin hareket etmeyeceğini bilir de, teknenin rüzgâra karşı nasıl ilerlediğini anlamakta güçlük çeker. Bu yazımızda bir parça bu konuya değinmek isterim.
Yelkenli tekneler rüzgârın estiği yöne doğru olmasa da 30 derecelik açı ile ilerleyebilirler. Yani 30 derece sancağa (sağa doğru) ve 30 derece iskeleye (sola doğru) zigzag çizerek rüzgârın estiği istikamete doğru yol alabilirsiniz.
İlk bakışta insanın aklını karıştıran bu olay aslında basittir. Zira burada rüzgârın yönü yelken sayesinde değiştirilmekte ve tekneyi kullanan serdümenin becerisi sayesinde rüzgâra karşı gidilmektedir. Tekneyi hareket ettiren rüzgâr gücü, önce yelken aracılığı ile kontrol edilerek yön değiştirilir ve teknenin direğine iletilir. Daha sonra direk aracılığı ile tekne hareket eder. (Şekilde görüldüğü gibi)
Bahriye mektebinde yelkenli tekne ile ilgili ilginç olaylar yaşadım. Bunlardan bir tanesi bu Finn sınıfı tekne ile devrilmiş olmamdı.
Bir kış günü (kasım ayı) rüzgâr şiddetli olduğu için okulun limanından dışarı çıkılmasına müsaade edilmemişti. İç liman adını verdiğimiz yerde teknelerimizi kullanıyorduk. Neredeyse bütün tekneler denize açılmıştı. İç limanda birbirimize çarpmamak adına çok güç anlar yaşıyorduk. Nitekim bir ters manevra sonrasında teknem devrildi.
Yan yatan tekneden suya düştüm. Fakat tekneyi çevirebileceğim aklıma geldi. Denemekte yarar var diyerek, yan yatmış olan teknenin salması üzerine çıktım. Salma’yı (Salma yelkenli teknelerin dik durmasına yarayan teknenin altına doğru uzayan bir demir parçasıdır) vücut ağırlığım ile yatarak tekneyi düzeltmeye çalıştıysam da düzelmedi fakat yelken direği bir parça havalanmıştı.
Tekrar denemeye karar verdim. Fakat bu sefer tekneyi rüzgâra doğru çevirdim. Bu arada yelkenli yavaş yavaş su alıyordu. Rüzgâr yelken direğinin altından girmeye başlayınca yeniden düzeltmek üzere küpeşteye asıldım. Sonunda tekneyi düzeltmeyi başarmıştım fakat bu esnada tekrar suya düşmek zorunda kaldım. Suyun soğukluğunu hissetmeden bir çırpıda tekneye çıktım. Tekne su dolu olduğu için biraz ağır hareket etmiş olsa da dümen kumanda ediyordu. Hemen sahile yanaşarak tekneyi arabası üzerine çıkardım. Bu esnada bütün öğrenci komutanları ve öğrenciler beni takip etmişler. Tekneyi düzelterek kurtardığım için beni tebrik ettiler. Bazı arkadaşlar “su güzel miydi?” diye şakalaştıysalar da henüz ikinci sınıf öğrencisi olmama rağmen böyle bir işi başardığım için hayretlerini ifade etmekten geri duramadılar.
Daha sonra yelken dersinde bir teknenin nasıl düzeltilebileceği bütün öğrencilere gösterildi. Hatta yelkencilikle uğraşmış bir asker, eğitim maksadı ile tekneyi önce yatırdı daha sonra da düzeltti. Benim farkında olmadan yaptığım birçok hareketi anlatıyor, bilinçli bir şekilde nasıl olması gerektiğini gösteriyordu.
Bu tekne ile yarışlara da katıldım ve okul üçüncüsü oldum. Tek kişilik Finn’lerden başka iki kişilik Star sınıfı yelkenli ile “Yelken Kupası” yarışlarına da katıldım. Çam limanına gezintiye götürdüğüm arkadaşım da yardımcım olarak yarışlara katılmıştı. İlginç bir şey vardı, o da yarışlara sadece iki tekne katılıyordu ve en kötü ihtimalle ikinci olacaktık. Daha sonra, ödülü daha yüksek olan Cumhurbaşkanlığı yarışları vardı. Buna da katılabilirdik.
Fakat teknemiz çok yıpranmıştı ciddi bir onarım görmesi gerekiyordu. Nitekim yarış esnasında makaralar sıkışmıştı yelkeni kumanda edemez olmuştuk. Sonunda yarışı bitiremeden terk etmek zorunda kaldık. Öbür tekne de aynı sonuçla karşılaşmış, yarışı terk etmişti.
Bir Ramazan günü katıldığımız bu yarışı hiç unutamadım. Kadıköy Moda koyunda yapılan bu yarışlarda namazlarımı kılmayı da ihmal etmemiş, teknelerin arasında bulduğum bir yerde öğle ve ikindi namazlarını kılmıştım. İnsan isterse her türlü şart altında ibadetlerini yerine getirebiliyordu. Yeter ki bunu kafasına koymuş olsun.
Yelkenli tekne deyip geçmeyin. Dünyamızdaki birçok gelişme yelkenli teknelerin keşifleri sayesinde meydana gelmiştir. Gerçi buhar kazanlarının devreye girmesi sonrasında yelkenliler sadece spor ve eğlence maksadı ile kullanmış olsalar dahi, insanlık tarihinde önemli bir döneme imzalarını atmıştır.
Barboros Hayrettin Paşa, Akdeniz’de büyük bir deniz gücü kurmuştu. Fakat ne yazık ki bu güç devam ettirilemedi. Bunun en önemli sebepleri arasında yelken gücünden yeterli şekilde yararlanılmadığı ifade edilmektedir. Emekli Amiral Afif Büyüktuğrul, Osmanlı Deniz Harp Tarihi adlı eserinde kürekten bir türlü vazgeçmeyen Osmanlı Donanmasının yelkenli gemi teknolojisinde geri kaldığından bahsetmektedir.
Gerçektende Avrupalılar büyük yelkenli gemileri sayesinde yeni dünyayı yani Amerika’yı keşfetmişler ve güçlerini büyük yelkenli donanmaları sayesinde arttırmışlardır. Hâlbuki bizim denizcilerimiz savaşta rüzgâra bağlı kalmak yerine küreklere asılarak düşmanın üzerine gidiyor ve zafer kazanabiliyordu. Fakat kürekli ve yelkenli olan bu gemilerde çok fazla sayıda insan yaşamaktaydı. Bu gemiler ile uzun seferlere çıkmak mümkün değildi. Kürekli gemiler belki savaşta daha yüksek manevra kabiliyetine sahiptiler fakat uzun seferlere çıkma kabiliyetleri yoktu.
Başta Kristof Kolomb ve Macellan olmak üzere Portekizli ve İspanyol denizciler maceralı yolculuklara kalkışarak dünyayı keşfetmemize yardımcı oldular. Gazi Hayrettin Paşa, Oruç Reis (Barboros Kardeşlerin büyüğü), Turgut Reis ve Çaka Bey gibi ünlü denizcileri yetiştirmiş bir millet olarak dünya denizciliğine bir çok katkıda bulunduk.
Kendimiz ise, bir ticaret filosunda çalışarak ülkemize faydalı olmaya çalışıyoruz. Yazıma Barboros’un şu sözü ile son vermek istiyorum:
“Denizlere hakim olan cihana hakim olur.”

GencYaklasim.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme