18 Ocak 2009 Pazar

İçki, şişede durduğu gibi durmaz

Denizcilerin en büyük baş belâsı alkollü içkidir. Sadece denizciler mi? Hayır, bütün insanlığın çok ciddî olarak tedbir alması gereken bir konudur içki.
Büyük bir denizcilik firmasına arkadaşımla beraber işe girme maksadı ile gitmiş gerekli formları doldurmuştuk. Konuşmalar bittikten sonra tam çıkacakken Personel Müdürü “Sizler çok iyi denizcilere benziyorsunuz, hazır gemilere gidecek iken önemli bir tavsiyem olacak, ama lütfen beni yanlış anlamayın” dedi.
“Yanlış anlamayın” sözü sebebiyle diğer arkadaşımla beraber dikkat kesilmiştik. Bize “lütfen gemide ve diğer hayatınızda alkollü içki kullanmayın” deyiverdi. Zira içki kullanan denizciler yüzünden şirketlerinin başına gelmedik belâ kalmamıştı.
Ben askerlik mesleği de dâhil olmak üzere bir damla dahi içki içmediğimi söyledim. Arkadaşım da aynı şeyi söyledi. Bizim bu durumumuz siz değerli okuyucularımı yanıltmasın. Zira içki illeti yüzünden o kadar çok kaza, kavga ve kayıplar yaşanmıştır ki dinle, diyanetle alâkalı olamayan insanlar bile içkiden nefret ederler.
İçki içme konusunda çok büyük bir baskı vardır. İçki içmeyen insanlar bağnazlık ve gericilik yakıştırmaları ile suçlanırlar. İnsanlar zorla içki içmeye zorlanmaktadır. Sivil ve askerî gemilerde çalışırken bu baskının ne derece aşırı noktalara götürüldüğünü bir iki örnek ile anlatmak istiyorum.
Askerî gemilerden birisinde gemi komutanı bana içki bardağını göndermiş ve içmemi istemişti. Nazik bir dille içmek istemediğimi söyleyince kızmaya başladı. Hatta “emrediyorum içki içeceksin” diye zorlamaya başladı. İçki büyük günahlardan olduğu için her ne sûretle olursa olsun içmemekte kararlıydım. Hatta sonunda hapse bile gönderilsem bu zıkkımı içmeyecektim. Lâkin diğer subay arkadaşlarım yanlışı ben yapıyormuşum gibi bana ters ters bakmaya başlamışlardı.
Sonunda çarkçıbaşımızın araya girmesi ile komutan bağırıp çağırmayı kesti ve yaptığından utanmış olacak ki yemek çıkışında bir nev'î özür dileyecek şekilde gönlümü almaya çalıştı.
Bu konuda özellikle askerlik mesleğinde o kadar büyük bir baskı vardır ki vereceğim diğer örnek sizi şaşırtacaktır.
Bir gün meslekî kurslardan birinde benden kıdemli iki subay beni çaya dâvet ettiler. Aynı zamanda öğretmenlik yapan bu subaylardan genç olanı büyük bir keşif yapılmış gibi “Biliyor musunuz yeni bir ilâç icat etmişler, bunu alkollü içkinin içine atarsanız alkolü dibe çökertiyormuş” dedi. Güya bu sayede “alkol içmekten kurtulabilirmişiz”.
Kendisine başımdan geçen bir iki olayı anlattıktan sonra asıl yapılması gereken şeyin insanların inançları gereğince yasaklanan şeyler konusunda baskı yapılmaması gerektiğini ve bunun kararlı bir şekilde anlatılması olduğunu söyledim. Böyle bir baskı çok yanlıştır. Her şeyden önce ayıp olan içki içmemek değil bu konuda baskı yapmak olduğunu herkesin bilmesi gerekir. Bırakın sağlık sebeplerini içkinin günah sayılmadığı Batının nezaket kurallarına bile aykırı bir durum ile karşı karşıya olduğumuzu söyledim.
Gerçekten de bu konu ile ilgili olarak Amerikalı iki subay bize çok güzel bir ders vermişti. Yine bir meslekî kurs esnasında bize öğretmenlik yapan bu Amerikalılara, Çanakkale Orduevinde bir kokteyl vermiştik. Subaylardan genç olanı çeşitli zararlarından dolayı alkollü içki içmediğini söylemişti. Birçok arkadaşım gibi ben de şaşırmıştım, zira Bahriye mektebinde “içki içmeyen subay olamaz” saçmalıklarını dinlemiştik. Batılı bir subay bu görüşü yalanlayacak şekilde hepimize güzel bir ders vermişti.
İçki konusunda o kadar büyük bir baskı vardır ki dehşetin boyutlarını göstermek için başımdan geçmiş bir başka olayı anlatmadan edemeyeceğim.
Ticaret gemilerinde çalışırken gemi kaptanımız bana, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin sosyal tesislerinde içki yasağı bulunduğunu ve böyle bir şeyin kabul edilemez olduğunu söylemişti. Çok şaşırmıştım zira bu adamcağız namaz kılan ve dinî konularda sohbet etmeyi seven bir insandı. İçki konusunda yapılan baskıların ne derece yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım. “Gidin mezarlıklara, hapishanelere ve hastanelere bir bakın, dilleri olsa da konuşsalar, birçok insan buraya içki yüzünden düştüğünü söyleyecektir” dedim.
İçki müptelası bir çarkçıbaşımız vardı, kaptanımızı değil, beni destekledi. Kaptanıma şunu da söyledim. “Süvari Bey, biliyorsunuz Kumkapı’dan Anadolu Kavağına kadar her yer içki satılan restoranlar ile dolu. Ben ailemle birlikte bu içki yüzünden İstanbul Boğazının hiçbir yerine gidemiyorum. Ne olacak bir iki tane yerde de içkisiz restoran olsun. Benim bu güzellikten istifade etmeye hakkım yok mu?”
Askerliğin de etkisi olacak gemi kaptanımız “Nuh diyor Peygamber demiyordu”. Fakat dinî duyarlılıkları zayıf olan bütün gemici arkadaşlarım dahi bu ısrarından dolayı kaptanımızı kınamıştı.
Sonradan düşündüm bu kadar zararlı ve kötü olan içki konusunda neden baskı yapılıyor. Cevap olarak sadece şu kadarını söylemekle yetineyim.
Bediüzzaman, ahirzaman fitnelerinden en büyüklerinden bir tanesinin içkiye müptelâ olan insanlardan kaynaklanacağını, hadislerden anlamış ve Yeşilay Cemiyetinin kurulmasına öncülük etmişti. Kıssadan hisse, varın gerisini siz düşünün…
06.10.2008
E-Posta: vehbihorasanli@ttmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme